3 Temmuz 2009 Cuma

Petrolde yüksek riskli işlem kaybettirdi

Kriz sonrasında hükümetler piyasalarda yapılan işlemlerin etkin denetimi için yeni düzenlemelere hazırlanırken, süren riskli işlemler şirketlerin büyük kayıplara uğramasına neden oluyor.

Son olarak Londra merkezli PVM adlı aracı kuruluşta çalışan Steve Perkins adlı bir broker, yetkisini aşarak yaptığı yüksek hacimli işlemle şirketinin 10 milyon dolar kaybetmesine neden oldu.

Söz konusu işlemle 16 milyon varillik vadeli petrol sözleşmesi satın alan broker, petrol fiyatlarının Salı günü yaklaşık bir saatte 71 dolardan 73.5 dolarla bu yılın en yüksek düzeyine çıkmasına neden oldu.

Genellikle 500 bin varillik işlem yapılan piyasada yapılan bu yüksek miktar, dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan'ın günlük üretiminin iki katı düzeyinde bulunuyordu.

Bu işlem sonrasında yapılan araştırma ile broker hakkında soruşturma başlatıldı. Rekor düzeye çıkan petrol fiyatları da Salı gününe oranla yaklaşık yüzde 10 gerileyerek varil başına 66 dolara indi.

Olayın bir ilginç yönü de, PVM şirketinin üst yöneticisi David Hufton'un petrol piyasasındaki riskli spekülasyonlara karşı olması. Hufton, 2006'da yapılan işlemleri "elektronik kumar makinesi"ne benzeterek, "Vadeli işlemler olmasa, petrol fiyatları çok daha düşük olurdu" demişti.

Vergi yükünde Türkiye lider

Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyelik görüşmeleri çerçevesinde vergi faslını görüşmeye açarak vergi sistemini şeffaflaştırmaya yönelik adım atarken, vergi yükü açısından olumsuz görünüm çiziyor.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 30 sanayileşmiş ülke arasında yapılan araştırmaya göre, Türkiye vergi yükü açısından İtalya ile birlikte ilk sırada yer alıyor. İsviçreli araştırma kuruluşu Constant de Rebek'in araştırmasına göre, vergide en az baskı uygulayan sistem ise İsviçre ve Lüksemburg'da bulunuyor.

Araştırmada yer alan Vergi Baskısı Endeksi'ne göre, Türkiye ve İtalya 6 puanla ilk sırada yer alıyor. Almanya'da ise bu rakam 5.9 olurken, Fransa'da 5.6, İngiltere'de 5.3 ve ABD'de 5.1 olarak hesaplandı.

En az baskıcı vergi sistemine sahip üç OECD ülkesi ise 2 puanla İsviçre, 3.4 puanla Lüksemburg ve 4.2 puanla Avusturya olarak belirlendi.

Hazırlanmasında OECD ve Dünya Bankası verilerinin kullanıldığı, "endeks, vergi sisteminin şeffaflığı, kamu yönetiminin kalitesi gibi 18 ayrı dikkate alınarak hazırlanıyor.

2 Temmuz 2009 Perşembe

PMI'in yalancısıyız, canlanma işareti güçleniyor!

Hükümetlerin durgunluğu aşmaya karşı aldığı canlanma önlemleri olumlu sonuçlarını veriyor. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu önde gelen gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde açıklanan Haziran ayına yönelik imalat sanayi öncü göstergeleri krizin hız kestiğini gösteriyor.

Olumlu beklentileri güçlendiren verilerin başında Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) geliyor. Açıklanan Haziran ayı verileri dokuz aydan bu yana kesintisiz olarak daralan imalat sanayinde talebin canlandığına işaret ediyor. Ekonomistler, bu yılın son çeyreğinden itibaren başlayacak kademeli toparlanmanın 2010'da da kararlılıkla devam edebileceğine işaret ediyorlar.

Türkiye'de de açıklanan PMI endeksi Haziran ayında 53.9 düzeyine çıktı. Mayıs'ta 51 düzeyinde bulunan endeksteki artış, Türkiye'nin derin durgunluktan çıktığına işaret ediyor.
Ekonomistler, özellikle ihracat siparişleri ve stoklardaki azalmanın olumlu sinyaller verdiğine de dikkat çekiyorlar.

Türkiye'de bu olumlu sinyal alınırken, diğer gelişmekte olan ülkelerde de iyileşmenin işaretleri gözleniyor. Rusya'da PMI 47.3'e çıkarken, Macaristan'da 45.8'e ve Polonya'da ise 40'a çıkmış durumda bulunuyor.

DB'den rekor yardım: 58.8 milyar $

Mali krizin küresel insani krize dönüştüğü uyarılarını defalarca yineleyen Dünya Bankası, zor durumdaki ülkelere verdiği desteği 60 yıllık banka tarihinin en yüksek düzeyine çıkarttı. Dünya Bankası, ülkelerin talebi çerçevesinde verilen yardım tutarının geçen yıla oranla yüzde 54 artırılarak 58.8 milyar dolara çıkarıldığını açıkladı.

Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, Washington'da yaptığı açıklamada, toparlanmanın zaman alacağını belirterek, "Canlanmaya ilişkin belirsizliğin sürdüğü ortamda ülkelere verdiğimiz destek gelecek yılda da artarak sürecek" dedi. Zoellick, "Milyonlarca kişi açlıkla mücadele ederken, yardım programlarının kapsamını daha da genişletmemiz gerekiyor" dedi.

Dünya Bankası'nın temel kredi programı aracılığıyla ülkelere verdiği desteğin miktarı 32.9 milyar dolara ulaşırken, yoksul ülkelere verilen faizsiz kredi ve kredi garantilerinin toplamı 14 milyar dolara çıktı. Bankanın özel sektöre destek veren kuruluşu IFC aracılığıyla verilen kredilerin miktarı ise 2008'deki 16.2 milyarlık düzeyinden 15 milayr dolara geriledi.

Dünya Bankası'ndan en fazla kredi kullanan ülkelerin başında 17.1 milyar dolarla Orta ve Latin Amerika ülkeleri yer alırken, bu ülkelere verilen desteğin toplamı yüzde 70 artışla 17.1 milyar dolara çıktı.

Teşvikli yatırımlar yarıya indi

Hükümet, krizle mücadele çerçevesinde canlanmaya hız vermek üzere bölgesel teşviklere hız vermeyi kararlaştırırken, sanayide azalan yatırımlar teşviklerin kullanımında da kendisini gösterdi.

Hazine Müsteşarlığı verilerine göre, yılın ilk beş aylık döneminde teşvik verilen yatırımların tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58 azalarak 5.4 milyar liraya indi. Bu yeni yatırımlarla sağlanacak istihdam sayısı da yüzde 57 azalarak 20 bin 500'e geriledi.  Teşvik verilen projelerin 4 milyar liralık bölümünü tamamıyla yeni yatırımlar oluşturuyor.

Yatırımlarda en büyük teşviki 1 milyar 960 milyon lirayla imalat sanayi aldı. İmalat sanayinin alt sektörlerine bakıldığında en yüksek payı 363 milyon lira ile otomotiv, 237 milyon lira ile gıda ve 185 milyon lirayla tekstil sektörü aldı.

Yatırım teşviklerinin coğrafi dağılımına bakıldığında da, Doğu Anadolu'nun yüzde 4'le en düşük payı alan bölge olduğu belirlendi. Teşvikli yatırımlarda en büyük payı yüzde 33'le Marmara Bölgesi alırken, Karadeniz Bölgesi'ne verilen teşviklerin oranı yüzde 20, Akdeniz Bölgesi'ne verilen teşviklerin oranı yüzde 12 oldu. Ege Bölgesi'ne verilen teşviklerin oranı yüzde 11, İç Anadolu'ya verilen teşviklerin oranı yüzde 10 ve Güneydoğu Anadolu'ya verilen teşviklerin oranı yüzde 9 olarak gerçekleşti.

Otomotiv: Kötünün iyisi mi?

Otomotiv sektöründe de veriler dibe vurulduğu, nispi de olsa bir düzelme başladığını ortaya koyuyor. Otomotiv Sanayii Derneği bugün açıkladığı raporunda, ihracatın Haziran ayında Mayıs'a göre yukarı yönlü bir düzelme yaşandığını ortaya koydu. Ancak bu artış sektörün içinde bulunduğu durumun vehametini kapatmaya yeterli değil. ''Otomotiv Sanayii Dış Ticaret Raporu''na göre, otomotiv sanayi ihracatı yüzde 51 dolayında azalarak 6 milyar 432 milyon dolar düzeyine geriledi. Altı aylık dönemde otomobil ihracatı, 2008 yılı aynı dönemine göre yüzde 44 oranında gerileme gösterdi. Sektör yinede Türkiye ekonomisine olumlu katkısını koruyor. 5 ayda 2,9 milyar ithalata karşılık 4,2 milyar dolar ihracat gerçekleştiren sektörün ülke ekonomisine net katkısı 1 milyar 254 milyon dolar oldu.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Yılmaz: Toparlanma için talep koşulları iyileşmeli

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Türkiye ekonomisinde toparlanma işaretleri gözlendiğini belirterek, "Toparlanmanın sürekli olması için talep koşulları iyileşmeli" dedi.

İstanbul'da düzenlenen "Kriz Sonrası Ekonomik Düzen ve Türkiye Ekonomisi Konferansı"nın açılışında konuşan Durmuş Yılmaz, "Temkinli bir iyimserlik beklentisi korunmalı. Belirsizlikteki artış nedeniyle tahminlerdeki yanılma payı artabilir" dedi. Yılmaz, ticari kredi faiz oranlarında son dönemde gözlenen kademeli gerilemeyi de olumlu olarak değerlendirdi.

Yılmaz, taleple ilgili değerlendirmesinde de, "Kısa vadede toplam talepte belirgin bir ivmelenme beklemiyoruz" dedi. "Krizin tekrarlanmasını önleyecek mekanizmaların kurulması önemli" diyen Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, "Temel amacımız olan fiyat istikrarı, diğerleriyle çelişmiyor" dedi.

Konferansta bir konuşma yapan Yapı Kredi Bankası Başekonomisti Dr. Cevdet Akçay da, yatırım güdüsünün öldürülmesinin çok tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Başkalarının krizi bazen bizi haddinden fazla meşgul ediyor" dedi.

Bischoff Lloyds'un başına geçiyor

Kriz öncesinde Akbank'ın da üst yönetiminde yer alan Win Bishcoff'a yeniden yol göründü. Krizin derinleştiği dönemde Citigroup'taki başkanlık görevine geri dönen Bischoff'un Şubat ayında görevinden ayrılması ardından, İngiltere Hazinesi'nin yönetimine geçen Lloyds'un başına geçmesi bekleniyor. Financial Times'taki habere göre, 67 yaşındaki Bishcoff, Lloyds ile birleştirilerek kurtarılan emlak kredi bankası HBOS'un bu bankayla tam entegrasyonunu sağlamak amacıyla göreve çağrıldığı ifade ediliyor. Lloyds'un halen başkanlığını yürüten Victor Blank, geçen ay İngiltere Bankacılık Yatırımları Yönetimi'nin aldığı kararla görevden alınmıştı.

Yabancı petrolcüler Irak yollarında

Irak'ta 1972 yılında dönemin Devlet Başkanı Saddam Hüseyin tarafından petrol sektörünün millileştirilmesiyle ülkeden ayrılmak zorunda kalan yabancı petrol şirketleri yeniden Irak'a giriyor.

Suudi Arabistan ve İran'ın ardından dünyanın en yüksek petrol rezervlerine sahip üçüncü ülkesi olan Irak'ta petrol sahalarının işletilmesine yönelik ihale ardından yabancı petrol şirketlerinin ülkeye girişinin yolu açılmış oldu.

Devlet televizyonundan da yayınlanan ihalede, Basra yakınlarındaki ülkenin en büyük petrol sahası Rumelya'nın işletimini İngiliz petrol şirketi BP ve Çin'in devlete ait petrol şirketi CNPC kazandı. Buna göre, ortak girişim grubu Rumelya petrol sahasını 20 yıl boyunca işletme hakkına sahip oldu.

Altısı petrol ikisi, doğalgaz olmak üzere altı bölge için yapılan ihalede sadece Rumelya petrol sahasında satışın gerçekleştirilmesi dikkat çekti. Shell, Exxon Mobil ve Total gibi şirketlerin yarıştığı ihaleye Türkiye Petrolleri de (TPAO) katıldı. TPAO'nun Shell ve China Petroleum ile birlikte Kerkük petrol sahası için girdiği ihalede, koşulların uygun olmaması nedeniyle teklif verilmedi.

Irak hükümeti, yıl sonuna kadar 11 petrol ve doğalgaz sahasının işletmesini ihaleye çıkarmayı hedeflerken, halen 2 milyon varil olan günlük petrol üretimini yıl sonuna kadar yapacağı anlaşmalarla 4.3 milyon varile çıkarmayı öngörüyor.

IMF kaynak arayışında tahvil satacak

Kriz nedeniyle gelişmekte ülkelerin kredi talepleriyle kapısını aşındırdığı Uluslararası Para Fonu, kendi kaynaklarını güçlendirmenin yollarını arıyor. G20 ülkelerinin 500 milyar dolar desteğiyle fonlarını 750 milyar dolara çıkarmayı kararlaştıran IMF, şimdi de tahvil ihracına hazırlanıyor.

IMF İcra Kurulu'nun onayını bekleyen tahvil ihracı kararı çerçevesinde 150 milyar dolarlık tahvil satılması bekleniyor. Tahvillerden elde edilecek kaynağın, IMF'nin İzlanda, Pakistan gibi ülkelere sağladığı yardımlara fon oluşturması öngörülüyor. Daha önce Çin, Brezilya ve Rusya IMF'nin ihraç edeceği tahvillerden alım yapacaklarını açıklamışlardı.

Kaynak yaratma çabaları çerçevesinde IMF'nin sahip olduğu 403 tonluk altın rezervinin bir bölümünün de satışı söz konusu olacak. Satışla piyasalardaki dengeleri bozmamayı hedefleyen IMF, ne kadar altının satılacağını Eylül ayına kadar netleştirmesi bekleniyor.

IMF İcra Kurulu, Nisan 2008'de altın rezervlerinin azaltılması konusunda prensip kararı almıştı.

IMF'nin bu satışı doğrudan merkez bankalarına yapma imkanı bulunuyor. Eylül ayında süresi dolacak anlaşmalar çerçevesinde Avrupa merkez bankalarının yıllık altın alım limiti 500 ton düzeyinde bulunuyor.  Bu tarih sonrasında belirlenecek daha yüksek bir miktar, IMF'nin satışlarına hız verebilecek.

30 Haziran 2009 Salı

Bağış: IMF ile anlaşmaya yakınız

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye'nin IMF'nin en iyi başarı hikâyesi olduğunu belirterek, "Anlaşmaya yakınız" dedi.

AB ile tam üyelik görüşmelerinde vergi faslının açılmasıyla ilgili temaslarda bulunmak üzere Brüksel'de bulunan Başmüzakereci Egemen Bağış, gazetecilere açıklamalarda değindi.

Ekonominin sağlığı için Avrupa Birliği'nin IMF'den daha önemli olduğunu kaydeden Başmüzakereci Bağış, "Ne zaman müzakere tarihi aldık, o zaman Türkiye'ye 20 milyar dolar yabancı sermaye girdi" dedi. Bağış, krizin ardından en büyük yabancı sermaye yatırımını Türkiye'nin çekeceğini de öngördü.

VERGİ FASLI MÜZAKEREYE AÇILDI

Türkiye'nin hem teknik hem hukuki açıdan son derece önemli olan vergi faslını görüşmeye açtığını kaydeden Başmüzakereci Egemen Bağış, böylece 33 fasıldan 11'nin görüşülmeye başlandığını kaydetti.

Bu görüşmelerin, şeffaf bir düzene geçişin ilk aşaması olacağını kaydeden Bağış, "Bu faslın gelişimi için içkilerin vergilendirilmesi değiştirildi. 2018 yılına kadar rakıdan alınan ÖTV ve KDV viski ile eşitlenecek. Yani ikisinden de alınan vergi oranları yüzde 40'a inecek" dedi. Halen rakıdan alınan verginin oranı yüzde 36 olurken, viskiden alınan verginin oranı yüzde 60.

İçkilerin vergilendirilmesindeki değişikliğin vergi gelirlerini çok etkilemeyeceğini öngören Bağış, "Oluşturulacak Tütün Fonu 200 milyon dolarlık gelir kaybına neden olacak, onun dengelenmesi için AB'den fon almak üzere başvurduk. 2018'e kadar kademeli olarak bu fon tamamıyla kaldırılacak" dedi.

Vergi faslındaki değişikliklerin şirketlere büyük değişiklik getirmeyeceğini öngören Egemen Bağış, "Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi'nde büyük bir değişiklik söz konusu olmayacak. Zaten vergi yasalarımız uygun. Şirketlerin hayatı çok değişmeyecek, ancak yabancı yatırımcıların Türkiye'de daha fazla yatırım yapmasının önü açılmış olacak" dedi.


Böylesi görülmedi: Madoff'a 150 yıl hapis!

Tarihin en büyük dolandırıcılık davasında yatırımcılarını yaklaşık 65 milyar dolar zarara uğratan Amerikalı fon yöneticisi Bernard Madoff, 150 yıl hapisle cezalandırıldı.

New York Bölge Mahkemesi'nde görülen davada, yatırımcıları tarafından 'şeytan' olarak nitelendirilen 71 yaşındaki Madoff, kararın açıklanması öncesinde ailesi ve para kaybetmesine neden olduğu yatırımcılarından özür diledi.

"Özür dilemenin sizlere bir yararı olmadığının farkındayım, ancak yapabileceğim tek şey bu" diyen Madoff, yüksek güvenlikli bir hapishanede cezasını çekecek.

Şimdiye kadar sermaye piyasası dolandırıcılığına yönelik en verilen en ağır cezayı alan Madoff, cezasını ırza tecavüz, adam öldürme, dolandırıcılıktan hüküm giymiş suçlular arasında çekecek.

Önceki yıllarda Worldcom yöneticisi Bernard Ebbers yolsuzluk nedeniyle 25 yıl, Enron yöneticisi Jeffrey Skilling 24 yıl cezaya çarptırılmıştı.

80 milyon doları aşkın servetinden sadece 2.5 milyon doları alabilen Madoff'un karısı Ruth Madoff da, karar sonrasında yaptığı açıklamada, "Kurbanlar için çok üzgünüm, kocam aralarında benimde bulunduğum pek çok kişinin hayatını çaldı" dedi.

Madoff'a parasını yatıranlar arasında film yönetmeni Steven Spielberg ve oyuncu Kevin Bacon gibi isimler yanı sıra, binlerce orta ölçekli yatırımcı hayat boyu yaptıkları birikimleri onun yönetimindeki fonlara yatırmıştı.

İlk çeyrekte tarihi daralma: Yüzde 13.8

Türk ekonomisi yılın ilk çeyreğinde rekor oranda daraldı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, sabit fiyatlarla Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13.8 azaldı. Sektörler itibarıyla en ciddi daralma ticaret, inşaat ve imalat sanayinde gözlendi. Yılın ilk çeyreğinde toptan ticaret yüzde 25.4, inşaat yüzde 18.9, imalat sanayi yüzde 18.5 küçüldü. Özel tüketim ise yüzde 9.2 geriledi. Ekonomistlerin yüzde 12 olan daralma beklentilerini de aşan bu rakamla, milli gelir geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2.2 gerileyerek 211 milyar liraya indi. Uzmanlar, gelen bu rakam ardından hükümetin yüzde 3.6 olan yıl sonu daralma tahmininin yüzde 5.5'in üzerine çekilmesini öngörüyorlar. Ekonomi en son 2001 yılının son çeyreğinde yüzde 9.85 ile çeyrek bazda rekor daralmıştı. Dünya Bankası geçen hafta yayınladığı tahminlerde Türk ekonomisinin bu yıl yüzde 5.5, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ise yüzde 5.9 daralacağını öngörmüştü. Türkiye sadece İkinci Dünya Savaşı'nın etkisiyle yaşanan yokluk yıllarında yüzde 15.3 daralmıştı.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Dolarda gelecek belirsiz

Amerikan para birimi üzerindekli spekülasyonlar sürüyor. Rusya'nın önderliğinde yapılan BRIC toplantısından "uluslarüstü para birimi" oluşturulması yönünde bir öngörü çıktı, ancak bu fikir henüz hayata geçecek tabanı bulabilmiş durumda değil. Bu durumda, tek güç özelliğini koruyan dolarda spekülasyonlar sürüyor. Bu sabah ajanslara düşen 2 haber kafalardaki karışıkları artırdı. Dünyanın en büyük FX oyuncuları 2009 sonu için birbirinin tamamen zıt istikametinde öngörü açıkladılar. Dünyanın en büyük ikinci para birimi trader'ı UBS, Euro karşında Dolar için uzun vadeli tahminlerini 1,20'den 1,30'a revize etti. Bloomberg anketine katılan uluslarüstü yatırım bakaları ise para biriminin yılın ikinci yarısında yüzde 17'ye kadar artış göstermesini bekliyorlar. Ajanslara düşen açıklamar aşağıda yer alıyor. UBS, DOLAR TAHMİNLERİNİ DÜŞÜRDÜ Dünyanın en büyük ikinci para birimi trader'ı UBS, EURO karşında Dolar için uzun vadeli tahminlerini düşürdü. Kuruluşun Singapur'da görevli stratejisti Ashley Davies tarafından hazırlanar raporda, EURO/Dolar paritesi 2009 sonu için 1.30, 2010 sonu için ise 1.40 olarak belirlendi. UBS aynı dönemler için pariteyi daha önce bu yıl sonu için 1.20, gelecek yıl sonu için ise 1.25 olarak öngörüyordu. DOLAR 1981'DEN BU YANA EN BÜYÜK ARTIŞLARI YAŞAYABİLİR Dolar'ın EURO karşısındaki hareketini bu yıl en yakın şekilde tahmin eden stratejistler, ABD ekonomisinin Avrupa'dan daha hızlı canlamasıyla para biriminin yılın ikinci yarısında yüzde 17'ye kadar artış göstermesini bekliyorlar. Bloomberg tarafından yapılan para birimi anketine göre, CIBC World Markets Plc, Deutsche Bank AG, Bank of America ve Wells Fargo, Dolar'ın 31 Aralık'a kadar yüzde 4'ün üzerinde artış görmesini bekliyorlar. Bu kuruluşlar 2. çeyrek itibarıyla önceki tahminlerinde en başarılı tahminciler olarak otaya çıkıyorlar. Euromoney Institutional Investor tarafından en büyük para birimi işlemcisi olarak belirlenen Deutsche Bank'ın Londra'da görevli stratejisti Henrik Gullberg, "Dolar'ın yükselmesini bekliyorum. Son haftalarda açıklanan verilere bakarsanız ABD'nin 1-2 çeyrek önde olduğunu görürsünüz" dedi. Deutsche Bank, Dolar/EURO paritesinin 30 Haziran itibarıyla 1.40 düzeyinde olmasını öngörmüştü. Rakam bugün itibarıyla bu seviyeye yakın seyrediyor. Kuruluş,şu an için ise Dolar'ın EURO karşısında yıl sonuna kadar yüzde 17.1 artarak 1.20 düzeyine yükselmesini bekliyor. Beklentinin gerçekleşmesi halinde Dolar 1981'den bu yana en büyük iki çeyreklik artışı gerçekleştirmiş olacak.

Yüzyılın dolandırıcısı Madoff'un cezası netleşiyor

Yaklaşık 65 milyar dolar kaybeden yatırımcıları tarafından "şeytan" olarak nitelendirilen Amerikalı fon yöneticisi Bernard Madoff, ömrünün kalan günlerini hapiste geçirmekle karşı karşıya.

New York Bölge Mahkemesi'nin Madoff davasında kararını açıklaması beklenirken, savcıların isteyeceği hapis cezası toplamının 150 yılı bulacağı öngörülüyor.

Madoff'un en iyi ihtimalle 15 yıl hapis cezasına çarptırılması beklenirken, daha önce Enron ve Worldcom skandallarında şirketlerdeki usülsüzlüğün sorumlusu olarak görülen üst yöneticilere 12 yıl hapis cezası veirlmişti.

Madoff'un 30 yıl veya üzerinde hapis cezasına çarptırılması halinde, Madoff'un cezasını ağır suçlardan hükümlü kişilerin arasında geçirmesi bekleniyor.

Madoff'un mağdur ettiği yatırımcıların ise kayıplarının çok düşük bir bölümünü geri alması söz konusu olabilecek. Sermaye Piyasası Yatırımcı Koruma Kurumu'nun koşullarını belirleyeceği düzenlemeye göre, uygun koşullara sahip yatırımcıların 500 bin dolara kadar para alması mümkün olabilecek.

BIS: Bankacılıkta riskler devam ediyor

Hükümetlerin küresel krizin yarattığı durgunluğu frenlemek üzere aldığı canlanma önlemlerinin olumlu etkileri gözlenmeye başlanırken, krizin ilk uyarılarını yapan Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), bankacılığa yönelik risklerin sürdüğü uyarısında bulundu.

Krize karşı uyarılarıyla öne çıkan Uluslararası Ödemeler Bankası, bankacılık sektörünü iyileştirmeye yönelik önlemlerin yetersiz kalmasının canlanmaya karşı tehdit yarattığını kaydetti.

Kuruluş, yayınladığı yıllık raporda, "Finans sektörünün çalışaması mali krizin uzamasına neden olacağı gibi, canlanmayı geciktirebilir. Çünkü çalışmayan finans sistemi canlanma önlemlerinin yarattığı olumlu etkiyi ortadan kaldırır" ifadesine yer verdi.

Kuruluş, hükümetlerin bankaların bilançosundaki toksik varlıkların temizlenmesi konusunda yeterince hızla davranmadığını kaydederken, bankacılık sektörüne verilen kapsamlı garantilerin bu garantileri finanse eden vergi ödeyenleri büyük zararlarla karşı karşıya bırakacağı uyarısnda bulundu.

Kuruluş, canlanma önlemleriyle talepteki hareketlenmeyi de değerlendirerek, "Uzun zaman alacak canlanma sürecinde işsizlik oranında artış ve yatırımların azalması doğal bir gelişme olacaktır" ifadesine yer verdi.

Daralma tahminleri tartışma konusu

Küresel mali krizin Türk ekonomisini ne kadar daraltacağına yönelik beklentiler, tartışma konusu oldu. Hazine Müsteşarlığı, 2009 için yüzde 3.6 daralma öngörürken, Merkez Bankası yüzde 4.9 ve üç yıllık Orta Vadeli Programı hazırlayan Devlet Planlama Teşkilatı yüzde 4.4 daralma tahminine göre hesap yapıyor.

Yarın açıklanacak yılın ilk çeyreğine yönelik daralma verilerinin ardından, kamu kurumlarının 2009 küçülme tahminlerinin birbirine yaklaştırılması bekleniyor. Ekonomistler arasında yapılan anketler, ilk çeyrekte daralmanın yüzde 12'yi bulacağına işaret ediyor.

Kamu kurumlarının, krizden çıkış aşamasında ekonominin seyrine yönelik senaryoları da farklılık gösteriyor. Kriz için kanca şeklinde, u veya v şeklinde büyüme senaryoları tartışılıyor. DPT'nin şimdiye kadar ağırlıklı olarak üzerinde çalıştığı senaryo kanca şeklinde olurken, uzmanlar 2009 daralma tahminini 2010 büyüme hedefi ile uyumlu götürmeye çalışan kurumun bu çerçevede yüzde 5 küçülme hedefinin üzerine çıkmadığı görüşündeler.

Geçen hafta Türkiye'ye yönelik tahminlerini açıklayan Dünya Bankası yıl sonu daralmanın yüzde 5.5 olacağını öngörürken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD yüzde 5.9 daralma tahmininde bulunmuştu.