22 Şubat 2011 Salı

Protestolarla petrolde arz kesintisi görülmüyor

Ortadoğu ülkelerinde tırmanan gerilim, petrol arzına yönelik endişeleri artırıyor. Hükümet karşıtı tepkilerin yoğunlaştığı Tunus, Libya, Yemen ve Mısır'ın toplam petrol üretimi 2 milyon 800 bin varille dünya petrol üretiminin yüzde 3.5'ini oluşturuyor. Bu ülkelerin günlük petrol üretimi toplamı 2.8 milyon varil. Politik risklerin giderek artmaya başladığı İran, Suriye ve Cezayir'in dünya günlük ham petrol üretimindeki payı ise yüzde 8'e yaklaşıyor. Diğer petrol üreticisi Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden Irak, Nijerya ve Sudan'ın toplam petrol üretimi 5 milyon varile yaklaşırken, bu ülkelerin dünya petrol üretimindeki payı yüzde 6'nın az üzerinde bulunuyor. Dünyanın en büyük petrol üreticisi konumundaki Suudi Arabistan ise günlük 9.7 milyon varillik üretimiyle dünya petrol üretiminin yüzde 12'sini sağlıyor. Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki artışın spekülatif nitelik taşıdığına dikkat çekerken; protestoların en sert şekilde gözlendiği Tunus, Mısır, Yemen ve Libya'dan kaynaklanan bir arz kesintisinin giderilebilir boyutta olduğuna işaret ediyorlar. Petrol fiyatları siyasi gerilimin tırmanmasıyla Haziran 2008'den bu yana en yüksek düzeye tırmanmış durumda. Diğer yandan, gelişmiş ülkelerin üye olduğu Uluslararası Petrol Ajansı'nın Başkanı Nabuo Tanaka, Libya'dan arz kesintisi yaşanması halinde petrol rezervlerinin devreye alınabileceğini söyledi. Tanaka, petrol fiyatlarının ortalama 100 doların üzerinde seyretmesi halinde, bunun 2008 Krizi'ne benzer bir krizin yaratılmasına neden olabileceğini de vurguladı.

Libya'da protesto sürüyor, Kaddafi gitmiyor

Ortadoğu'da protesto gösterilerine en sert tepkinin verildiği, şimdiye kadar 500'den fazla kişinin hayatını kaybettiği Libya'da protestoların odağındaki Devlet Başkanı Muammer Kaddafi görevinden ayrılmayacağını söyledi. Ülkeden ayrıldığı söylentileri ardından devlet televizyonunda bir saati aşkın süre konuşan Kaddafi, göstericilere karşı sonuna kadar mücadele etmekte kararlı olduğunu söyledi. Kaddafi, "Bu yolda gerekirse şehit olmaya hazırım" derken, protesto gösterilerinin batı ülkelerince uyuşturulmuş kişiler tarafından yurtdışından örgütlendiğini söyledi. Kaddafi, "Diğer devlet başkanları gibi istifa edecek bir konumda değilim, çünkü devlet başkanı değil devrimin lideriyim" dedi. Önceki yönetimi devirerek iktidara geldiği 41 yıllık dönemdeki en sert tepkilerle karşı karşıya kalan Kaddafi, "Libya'ya karşı silah kullananlar ölümle cezalandırılır" dedi. Kaddafi'nin sözleri uluslararası kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Libya'da kabul edilemez nitelikteki şiddete son verilmesini isterken, ülkedeki olayların kaygıyla izlendiğini söyledi. Clinton, ülkedeki Amerikalıların güvenliğinin birinci öncelikte olduğunu belirterek, başkent Trablus'taki ABD Büyükelçiliği'nin boşaltılacağını kaydetti.

'Topal ördek' Weber'den kurtarma fonuna sert çıkış

Avrupa Merkez Bankası'nda Jean Claude Trichet sonrası en güçlü aday olarak görülmesine karşılık, Almanya Merkez Bankası başkanlığı görevinden ayrılmayı kararlaştıran Axel Weber, Avrupa'nın krize karşılık geliştirdiği çözümleri eleştirdi. Ekim ayı sonunda görevinden ayrılmaya hazırlanan Almanya Merkez Bankası Başkanı Axel Weber, Financial Times'a yazdığı makalede, gelecekte oluşacak mali krizleri önlemek üzere oluşturulan Avrupa Kurtarma Fonu'nun büyütülmesinin yetersiz kalacağını söyledi. Weber, Avrupa Kurtarma Fonu aracılığıyla ülke tahvillerinin alımını uygun bulmadığını kaydederek, fondan yararlanacak ülkelere düşük faiz uygulanmaması gerektiğini söyledi. Weber, kriz döneminde dahi ülkelerin kendi başlarına bütçe sorumluluğundan vazgeçmemesini istedi. Avrupa Merkez Bankası yetkilileri geçici bir süre için zor durumdaki ülkelerin tahvillerinin alınmasına destek verirken, Almanya hükümeti krizin başladığı günden bu yana kurtarma fonunun artırılmasına karşı çıkıyor. Diğer yandan, Almanya Ekonomi Bakanı Rainer Bruederle, Avrupa Kurtarma Fonu'nun büyütülmesinin vergi ödeyenler üzerindeki yükü artırmanın dışında herhangi bir işe yaramayacağını söyledi.

Moody's Japonya'nın not görünümünü düşürdü

Derecelendirme kuruluşlarının Japonya'ya uyarıları giderek artıyor. Standard and Poor's'un 27 Ocak'ta Japonya'nın kredi notunu AA'dan AA-'ye indirmesi ardından, bir diğer derecelendirme kuruluşu Moody's Japonya'nın not görünümünü durağandan negatife indirdi. Ülkenin AA2 olan kredi notunu teyit eden Moody's, not görünümünün değiştirilmesine gerekçe olarak, borç dinamiklerinde değişiklik olmaması ve hükümetin borç stokunu azaltmak üzere hızlı adım atmaması gerektiğini söyledi. Moody's'in görünümü değiştirmesi olası bir kredi notu indirimi niteliğinde ilk adım niteliğini taşıyor. Halen Moody's'in Japonya'ya verdiği not S&P'nin verdiği notun bir kademe üzerinde bulunuyor. Japonya'nın kamu borcu milli hasılasının yüzde 200'ünün üzerinde bulunurken, bu rakam tüm sanayileşmiş ülkeler arasındaki en yüksek düzeyi ifade ediyor. Moody's açıklamasında, Japon hükümetlerinin kamu borcunu düşürmek üzere yeterince güçlü davranmadığına işaret edildi. Japonya Merkez Bankası Başkanı Maasaki Şirakava da geçen ay yaptığı bir açıklamada, "Hiçbir ülke yüksek kamu açığı vererek açıklar vererek devam edemez" demişti. Japonya Hükümet Sözcüsü Yuiko Edano, mali istikrarın onarılması için çabaların artırılacağını söylerken, "faizler ve yen moody's'in hareketinden etkilenmez" dedi. Japonya'da görünümün değiştirilmesi piyasalara ciddi tepki yaratmadı. Tokyo Borsası'nda Nikkei 225 Endeksi yüzde 1.8 gerileyerek 10 bin 664 puana inerken, Japonya'nın kredi risk sigortası niteliğindeki 5 yıllık CDS'leri 102.3 oldu. KJ